İnsan Zihninin Mekanizması

İnsan Zihninin Mekanizması

Zihin o kadar hızlıdır ki hız tanımaz; o, ışıktan da hızlıdır. Işık saniyede 186.000 mil gider, zihin bundan hızlıdır. Fakat kaygılanacak bir şey yok; bu zihnin güzelliğidir, büyük bir niteliktir bu! Onu olumsuz almak, onunla savaşmak yerine zihninizle arkadaş olun.

Diyorsunuz ki: ‘Meditasyonda zihnim saatte beş yüz mil gidiyor.’ Bırakın gitsin! Bırakın daha hızlı gitsin! Siz bir gözlemci olun, zihnin bu kadar hızlı gidişini gözleyin; bundan zevk alın! Zihnin bu oyunundan zevk alın! Sanskritçe’de bunun için özel bir terim vardır, buna chidvilas, bilincin oyunu deriz. Bundan, yıldızlara koşan, ordan buraya ışınlanan, tüm varoluşta zıplayıp duran zihnin bu oyunundan zevk alın. Bunda ne var ki? Bırakın bu, güzel bir dans olsun; bunu kabullenin.

Ben sizin bunu durdurmaya çalıştığınızı hissediyorum; bunu yapamazsınız. Kimse zihni durduramaz! Evet, zihin bir gün durur, fakat kimse onu durduramaz. Zihin durur, fakat bu sizin çabanızla olmaz, zihin sizin anlayışınızdan dolayı durur. Sadece izleyin ve neler olduğunu, bu zihnin neden koşuşturduğunu görmeye çalışın; hiç nedensiz koşuşturmuyordur. Şevkli olmalısınız … zihnin neden koşuşturduğunu, nereye koşuşturduğunu görmeye çalışın. Şevkli olmalısınız; eğer zihin parayı düşünüyorsa, bunu anlamaya çalışın…

Mesele zihin değil. Siz parayı düşlemeye, bir piyango falan kazandığınızı düşlemeye başlarsınız ve sonra hatta onu nasıl harcayacağınızı, ne alacağınızı planlamaya başlarsınız. Veya zihin bir başbakan olduğunuzu düşünür ve sonra siz ne yapmak gerektiğini, ülkeyi nasıl idare edeceğinizi düşünmeye başlarsınız.

Sadece zihni, zihnin nereye gittiğini izleyin. İçinizin derinliklerinde bir tohum olmalı. Bu tohum yok olana kadar zihni durduramazsınız Zihin sadece en içinizdeki tohumun buyruğunu izler. Biri seks hakkında düşünür; o zaman bir yerde bastırılmış bir cinsellik vardır. Zihnin nereye koşuşturduğunu izleyin; içinizin derinliklerine bakın, tohumların nerede olduğunu bulun. Anlatılan o ki… Rahip çok kaygılıydı. “Dinle,” dedi yardımcısına, “biri bisikletimi çaldı.” “Nerede kullanıyordunuz, efendim?” dedi muhterem. “Sadece kilise mıntıkasını denetlerken.”

Yardımcısı papaza en iyi planın Pazar ayininde on emri anlatması olduğunu söyledi. “‘Çalmayacaksınız’ maddesine geldiğinizde siz ve ben yüzleri izleyelim – çok geçmeden anlarız.” Pazar günü geldi. Papaz yavaş yavaş on emri anlatmaya başladı, sonra konuşmasının ucunu kaçırdı, konuyu değiştirdi ve topallayarak çıktı. “Efendim,” dedi yardımcısı, “hani şeyden…” “Biliyorum, Giles, biliyorum. Fakat ‘Zina etmeyeceksiniz’ bölümüne gelince birden bisikletimi nerede bıraktığımı hatırladım.” Sadece bisikletinizi nerede bıraktığınızı görün.

Zihin belli nedenlerle koşuşturur. Zihnin anlayışa, farkındalığa ihtiyacı vardır; onu durdurmaya çalışmayın. Eğer durdurmaya çalışırsanız bir kere başaramazsınız. İkincisi, eğer başarabilirseniz – eğer yıllarca ısrarlı bir şekilde çaba gösterilirse başarılabilir – eğer başarabilirseniz sersemleşirsiniz.

Bundan satori falan ortaya çıkmaz. Bir kere, bunu başaramazsınız ve başaramamanız da iyidir. Eğer başarırsanız bu talihsizlik olur sersemleşirsiniz, zekanızı kaybedersiniz. Bu hızda zeka vardır; bu hızla düşünme, mantık, zeka kılıcı sürekli bilenir. Bunu durdurmaya çalışmayın. Ben sersemlerin tarafında değilim ve burada kimsenin aptallaşmasına yardım etmek için bulunmuyorum. Din adına pek çok insan aptallaştı. Neredeyse budala haline geldiler, zihnin neden bu hızla gittiğini anlamadan zihni durdurmaya çalıştılar – neden bu hızla gidiyor?

Zihin hiç nedensiz koşuşturmaz. Tabakalardaki, bilinçaltının derinliklerindeki tabakalardaki nedeni incelemeden sadece durdurmaya çalışıyorlar. Durdurabilirler, fakat bir bedel ödemeleri gerekir ve bedel de zekalarını yitirmeleridir. Hindistan’da dolaşabilir, binlerce sannyasin, mahatma bulabilirsiniz. Onların gözlerinin içine bakın – hoş, fakat aptal. Eğer gözlerine bakarsanız hiç zeka görmezsiniz, hiç ışık görmez- siniz.

Onlar yaratıcı olmayan insanlardır, hiçbir şey yaratmamışlardır, sadece öylece otururlar. Onlar bitkisel hayat sürer, canlı insanlar değillerdir; dünyaya hiçbir şekilde yardım etmezler. Bir resim bile yapmamış, bir şiir ya da şarkı bile yazmamışlardır, çünkü şiir yazmak için bile zekaya, zihnin belli niteliklerine ihtiyacınız vardır.

Size zihni durdurmanızı önermem, anlamanızı öneririm. Anlayışla bir mucize gelir. Bu mucize şudur ki anlayışla gittikçe zihniniz yavaşlar -nedenleri anladığınızda ve bu nedenlere derinlemesine bakıldığında nedenler kaybolur. Fakat zeka kaybolmaz, çünkü zihin zorlanmamıştır. Eğer anlayışla bu nedenleri kaldırmıyorsanız ne yapıyorsunuz? Örneğin bir araba sürüyorsunuz, gaza basıyorsunuz ve zamanda da frene basmaya çalışıyorsunuz. Arabanın tüm mekanizmasını bozarsınız ve kaza yapma ihtimaliniz büyüktür. Bunların ikisi bir arada yapılamaz. Eğer frene basıyorsanız gazı bırakın; artık itmeyin. Eğer gaza basıyorsanız freni itmeyin. İkisini bir arada yapmayın, yoksa tüm mekanizmayı bozarsınız; iki çelişkili şey yapıyorsunuzdur. Şevkinizle devam ediyor ve zihninizi durdurmaya mı çalışıyorsunuz? şevk hız yaratır; onun için hızı körükler, zihni frenlerseniz zihnin tüm mekanizmasını bozarsınız.

Ve zihin çok narin bir fenomendir, tüm varoluştaki en narin fenomen; bunun için aptallık yapmayın. Zihni durdurmanın hiç gereği yok. Diyorsunuz ki: ‘Sessizliği hiç deneyimlemedim ve neye tanık olursam çok kısa, anlık patlamalar halinde oluyor.’

Mutlu olun! Bunun bile müthiş önemi var. Bu anlık patlamalar sıradan patlamalar değil. Bunları öylesine almayın! Bu bir anlık görüşleri yaşamayan milyonlarca insan var yeryüzünde. Yaşayıp ölecekler, fakat tanık olmanın ne olduğunu bir an için bile bilmeyecekler. Siz mutlusunuz, talihlisiniz. Fakat minnet duymuyorsunuz. Eğer minnet duymazsanız bu anlık patlamalar kaybolur. Minnet duy – patlamalar büyür; minnetle her şey büyür.

Kutsandığınız için mutlu olun. Bu pozitiflikle her şey büyür. ‘Ve neye tanık olursam çok kısa oluyor.’ Bırakın kısa olsun! Eğer bir an için olabiliyorsa, oluyordur; onun tadını aldınız. Ve bu tatla yavaş yavaş bunun daha çok olduğu durumlar yaratmaya başlarsınız. ‘Zamanımı mı harcıyorum?’ Zamanızı harcayamazsınız, çünkü zamana sahip değilsiniz. Ancak sahip olduğunuz bir şeyi harcayabilirsiniz. Zamana sahip değilsiniz. Zaman zaten harca- nacak; ister meditasyon yapın, ister yapmayın zaman harcanacak. Zaman akıp gidiyor. Ne yaparsanız yapın – bir şey yapın ya da yapmayın – zaman geçiyor. Zamanı kazanamazsınız, öyleyse nasıl harcayabilirsiniz ki? Ancak kazanabildiğiniz bir şeyi harcayabilirsiniz. Zamana sahip değilsiniz.

Bunu Unutun!

Ve zamanı en iyi kullanmanızın yolu, bu küçük bakışları atmaktır; çünkü sadece tanık olma anları olan bu anların kazanıldığını ve diğer her şeyin boşa gittiğini anlayacaksınız. Kazandığınız para, kazandığınız prestij, kazandığınız saygı, hepsi de boşa gider. Sadece tanıklık patlamaları yaşadığınız bu birkaç an, sadece bu anlar kazanılır.

Bu yaşamı terk ettiğinizde sadece bu anlar sizinle birlikte gidecektir. Sadece bu anlar gidebilir, çünkü bu anlar sonsuzluğa aittir, zamana ait değillerdir. Fakat bu olduğu için kendinizi mutlu hissedin. Bu hep yavaş yavaş olur; damla damla büyük bir okyanus dolabilir. Damlalar halinde olur bu, fakat damlalarla okyanus gelir. Sadece bunu minnetle, kutlamayla şükranla kabul edin. Ve zihni durdurmaya çalışmayın Birakın zihin kendi hızında gitsin … siz izleyin.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *