Ağustos sonu sağanak yağmurları devam edecek

Ağustos sonu sağanak yağmurları devam edecek

Meteorolojiden yapılan son değerlendirmelere göre, Marmara’nın doğusu, İç Ege, İç Anadolu’nun kuzeybatısı, Batı Karadeniz, Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları ile Çorum, Amasya, Artvin, Kars ve Ardahan çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden alınan tahminlere göre, hava sıcaklığı batı bölgelerinde mevsim normalleri civarında, doğu kesimlerde mevsim normallerinin 2 ila 4 derece üzerinde seyredecek. Rüzgar, genellikle kuzey ve kuzeydoğu, Akdeniz kıyıları ile doğu kesimlerde güney ve güneybatı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara ve Kıyı Ege ile güneydoğu kesimlerde yer yer kuvvetli olarak (30-50 km/sa) esecek.

Bazı illerde beklenen hava durumuyla günün en yüksek sıcaklıkları ise şöyle:

Ankara: Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı 30
İstanbul: Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı 29
İzmir: Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu 33
Adana: Az bulutlu ve açık, öğleden sonra parçalı bulutlu 34
Antalya: Az bulutlu ve açık, öğleden sonra parçalı bulutlu 30
Samsun: Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel olmak üzere aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı 27
Trabzon: Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel olmak üzere aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı 28
Erzurum: Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu 31
Diyarbakır: Az bulutlu ve açık 40

İstanbul’a ve Marmara’ya yağış geliyor

İstanbul'a ve Marmara'ya yağış geliyor

Yapılan son değerlendirmelere göre, yurdun genelinin az bulutlu ve açık, kuzey kesimlerin parçalı bulutlu, gece saatlerinden sonra İstanbul Anadolu Yakası ile Bursa, Yalova, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Zonguldak ve Bartın çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. İstanbul’da cumartesi günü de yağış bekleniyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden alınan tahminlere göre, hava sıcaklığında önemli bir değişiklik olmayacağı, mevsim normallerinin üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın ise genellikle kuzey ve kuzeydoğu, Doğu Akdeniz ile Güneydoğu Anadolu’da güney ve güneybatı yönlerden hafif ara sıra orta kuvvette, Marmara’nın kuzeyi ve Kıyı Ege’de kuzey yönlerden kuvvetli olarak (30-60 km/saat) esmesi bekleniyor.

Bazı illerde beklenen hava durumuyla günün en yüksek sıcaklıkları ise şöyle:

Ankara: Az bulutlu ve açık 37
İstanbul: Az bulutlu, zamanla parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerinde kuzey kesimleri, gece saatlerinden sonra Anadolu Yakası sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı 31
İzmir: Parçalı ve az bulutlu 35
Adana: Parçalı bulutlu 35
Bursa: Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı ve çok bulutlu, gece saatlerinden sonra sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı 34
Antalya: Az bulutlu ve açık 32
Samsun: Parçalı bulutlu 31
Trabzon: Parçalı bulutlu 31
Erzurum: Parçalı ve az bulutlu 30
Diyarbakır: Az bulutlu ve açık 38

Darbe travmasıyla nasıl başa çıkılır?

Darbe travmasıyla nasıl başa çıkılır?

15 Temmuz sonrası yaşanan toplumsal travmanın artçıları devam ediyor. Darbe ikliminde nasıl huzur bulunur, sakin kalınır, rahat bir uyku çekilir?

Her insan ve her toplum krizlere karşı uyum (adaptasyon) sürecini yaşayarak’ ‘normalleşebilir’. Ancak bu sürecin daha kolaylıkla geçirilebilmesi için özellikle yöneticilere, basın ve medyaya önemli bir sorumluluk düşüyor. Kavgacı ve suçlayıcı değil, barışçı ve uzlaşmacı dil ve yaklaşımlar kullanılmalı. Özellikle politikacıların bundan böyle hiçbir şekilde nefret söylemine yönelmemesi gerekir. Ancak böyle bir barış ve çözüm ortamında sakin kalınabilir.

Normalleşmek yerine ‘rutinine dönmek’ terimini tercih ediyorum. Normal kelimesi kafa karıştırıcı ve insanda sanki ancak belli kurallara bağlı kalırsa iyi hissedermiş gibi bir duygu uyandırıyor. Ancak herkesin belli bir rutini vardır, kendini güvende hissettiği, hayatını düzenlenmiş hissettiği. Bu rutine, ritüellere adım adım geri dönmek iyi gelebilir. Örneğin birçok kişi için pazar kahvaltıları özeldir, bu bırakıldıysa geri dönülebilir. Örnekleri çoğaltabilirsiniz.

Travma terapisinin olmazsa olmaz koşulu kişiyi travmanın tekrarlama olasılığı olan ortamdan uzaklaştırıp güvenli bir yere yerleştirmek. Toplumsal bir travmadan söz ettiğimize göre bu mümkün olamaz. Yani ülkeyi İskandinav topraklarına taşıyacak değiliz. Bu durumda devlet travmanın tekrarlama olasılığını azaltacak, hatta ortadan kaldıracak demokratik ve özgürlükçü yaşamı bize sunmak zorundadır. Çünkü travma yaşayan birey doğal olarak travmanın tekrarlamasından korkar. Olmadığını görünce iyileşir.

Başka bir ülkeye kaçmak çözüm mü?

Deniz Bolsoy Erdem: Kısa tatil her zaman gerekli, hatta bence, hele ki yoğun çalışılıyorsa yaşam tarzı haline gelmeli. Mesela ben her öğlen bir saat tatil yaparım. Evet, öğle yemeği aramı bir saatlik tatil olarak düşünür ve öyle değerlendiririm. Mutlaka dışarı çıkarım. Hem yiyip hem çalışma alışkanlığını bıraktım. Böylece öğleden sonra çok daha verimli çalışıp, eve de çok daha dinç gittiğimi fark ettim. Kendini dinlendirmek için ille de iki-üç gün şart değil, her fırsatı olabildiğince değerlendirmek tahammül gücünü artırmada çok etkili.

Gülcan Özer: Kaçmak tehlike algısına yönelik bir davranış. Kriz dönemleri önemli kararlar almak için doğru bir zaman değil. Gitmek, alternatif düşünce olmaktan çıkıp hayatın merkezine oturursa normalleşmeyi bozar. Nerede, ne yapmak istediğinize dair alınacak kararda önce ‘normalleşmeye’ çalışmalı.

Gülcan Özer: Söz konusu travma olunca uyku, en çok etkilenen alanlardan biri. Uyuyamama ya da sürekli kâbus görme şikâyetleri zamanla yavaşça azalmalı. Bize düşen, kâbusların malzemesini azaltmak için hayatı en olağan haliyle çağırmak. Darbeyi konuşalım elbet ama tek konumuz bu olmasın. Gün boyunca darbeyle ilgili programları izler, yazıları okursanız elinizde başka rüya malzemesi olmaz. Bize düşen darbe dışında da okumak, konuşmak, seyretmek.

Ortaya çıkan psikolojik sıkıntılarla başa çıkmak ancak dayanışmak ve benzer duyguları yaşayan diğerleriyle konuşmak, birbirine destek olma ve yardımlaşmakla mümkün olabilir.

Siyah beyaz düşünce ve felaketleştirme yapmaktan kendimizi koruyarak… Ne Afrika’daki bir ülkede açlık ve ölümcül salgın hastalıkla burun buruna olduğumuz bir iklimdeyiz ne de Norveçli balıkçı köyü konforunda… Gerçek ne ise onunla barışmanın bir yolunu bulmak her türlü zorluk ve travma ile baş etmenin en etkili yolu diye düşünüyorum. Başka bir yöntemse çok daha büyük zorluklardan sağlam bir şekile kendini çıkarabilmiş insanların kitaplarını okumak. Önerim: ‘Viktor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı’.

İnsan Zihninin Mekanizması

İnsan Zihninin Mekanizması

Zihin o kadar hızlıdır ki hız tanımaz; o, ışıktan da hızlıdır. Işık saniyede 186.000 mil gider, zihin bundan hızlıdır. Fakat kaygılanacak bir şey yok; bu zihnin güzelliğidir, büyük bir niteliktir bu! Onu olumsuz almak, onunla savaşmak yerine zihninizle arkadaş olun.

Diyorsunuz ki: ‘Meditasyonda zihnim saatte beş yüz mil gidiyor.’ Bırakın gitsin! Bırakın daha hızlı gitsin! Siz bir gözlemci olun, zihnin bu kadar hızlı gidişini gözleyin; bundan zevk alın! Zihnin bu oyunundan zevk alın! Sanskritçe’de bunun için özel bir terim vardır, buna chidvilas, bilincin oyunu deriz. Bundan, yıldızlara koşan, ordan buraya ışınlanan, tüm varoluşta zıplayıp duran zihnin bu oyunundan zevk alın. Bunda ne var ki? Bırakın bu, güzel bir dans olsun; bunu kabullenin.

Ben sizin bunu durdurmaya çalıştığınızı hissediyorum; bunu yapamazsınız. Kimse zihni durduramaz! Evet, zihin bir gün durur, fakat kimse onu durduramaz. Zihin durur, fakat bu sizin çabanızla olmaz, zihin sizin anlayışınızdan dolayı durur. Sadece izleyin ve neler olduğunu, bu zihnin neden koşuşturduğunu görmeye çalışın; hiç nedensiz koşuşturmuyordur. Şevkli olmalısınız … zihnin neden koşuşturduğunu, nereye koşuşturduğunu görmeye çalışın. Şevkli olmalısınız; eğer zihin parayı düşünüyorsa, bunu anlamaya çalışın…

Mesele zihin değil. Siz parayı düşlemeye, bir piyango falan kazandığınızı düşlemeye başlarsınız ve sonra hatta onu nasıl harcayacağınızı, ne alacağınızı planlamaya başlarsınız. Veya zihin bir başbakan olduğunuzu düşünür ve sonra siz ne yapmak gerektiğini, ülkeyi nasıl idare edeceğinizi düşünmeye başlarsınız.

Sadece zihni, zihnin nereye gittiğini izleyin. İçinizin derinliklerinde bir tohum olmalı. Bu tohum yok olana kadar zihni durduramazsınız Zihin sadece en içinizdeki tohumun buyruğunu izler. Biri seks hakkında düşünür; o zaman bir yerde bastırılmış bir cinsellik vardır. Zihnin nereye koşuşturduğunu izleyin; içinizin derinliklerine bakın, tohumların nerede olduğunu bulun. Anlatılan o ki… Rahip çok kaygılıydı. “Dinle,” dedi yardımcısına, “biri bisikletimi çaldı.” “Nerede kullanıyordunuz, efendim?” dedi muhterem. “Sadece kilise mıntıkasını denetlerken.”

Yardımcısı papaza en iyi planın Pazar ayininde on emri anlatması olduğunu söyledi. “‘Çalmayacaksınız’ maddesine geldiğinizde siz ve ben yüzleri izleyelim – çok geçmeden anlarız.” Pazar günü geldi. Papaz yavaş yavaş on emri anlatmaya başladı, sonra konuşmasının ucunu kaçırdı, konuyu değiştirdi ve topallayarak çıktı. “Efendim,” dedi yardımcısı, “hani şeyden…” “Biliyorum, Giles, biliyorum. Fakat ‘Zina etmeyeceksiniz’ bölümüne gelince birden bisikletimi nerede bıraktığımı hatırladım.” Sadece bisikletinizi nerede bıraktığınızı görün.

Zihin belli nedenlerle koşuşturur. Zihnin anlayışa, farkındalığa ihtiyacı vardır; onu durdurmaya çalışmayın. Eğer durdurmaya çalışırsanız bir kere başaramazsınız. İkincisi, eğer başarabilirseniz – eğer yıllarca ısrarlı bir şekilde çaba gösterilirse başarılabilir – eğer başarabilirseniz sersemleşirsiniz.

Bundan satori falan ortaya çıkmaz. Bir kere, bunu başaramazsınız ve başaramamanız da iyidir. Eğer başarırsanız bu talihsizlik olur sersemleşirsiniz, zekanızı kaybedersiniz. Bu hızda zeka vardır; bu hızla düşünme, mantık, zeka kılıcı sürekli bilenir. Bunu durdurmaya çalışmayın. Ben sersemlerin tarafında değilim ve burada kimsenin aptallaşmasına yardım etmek için bulunmuyorum. Din adına pek çok insan aptallaştı. Neredeyse budala haline geldiler, zihnin neden bu hızla gittiğini anlamadan zihni durdurmaya çalıştılar – neden bu hızla gidiyor?

Zihin hiç nedensiz koşuşturmaz. Tabakalardaki, bilinçaltının derinliklerindeki tabakalardaki nedeni incelemeden sadece durdurmaya çalışıyorlar. Durdurabilirler, fakat bir bedel ödemeleri gerekir ve bedel de zekalarını yitirmeleridir. Hindistan’da dolaşabilir, binlerce sannyasin, mahatma bulabilirsiniz. Onların gözlerinin içine bakın – hoş, fakat aptal. Eğer gözlerine bakarsanız hiç zeka görmezsiniz, hiç ışık görmez- siniz.

Onlar yaratıcı olmayan insanlardır, hiçbir şey yaratmamışlardır, sadece öylece otururlar. Onlar bitkisel hayat sürer, canlı insanlar değillerdir; dünyaya hiçbir şekilde yardım etmezler. Bir resim bile yapmamış, bir şiir ya da şarkı bile yazmamışlardır, çünkü şiir yazmak için bile zekaya, zihnin belli niteliklerine ihtiyacınız vardır.

Size zihni durdurmanızı önermem, anlamanızı öneririm. Anlayışla bir mucize gelir. Bu mucize şudur ki anlayışla gittikçe zihniniz yavaşlar -nedenleri anladığınızda ve bu nedenlere derinlemesine bakıldığında nedenler kaybolur. Fakat zeka kaybolmaz, çünkü zihin zorlanmamıştır. Eğer anlayışla bu nedenleri kaldırmıyorsanız ne yapıyorsunuz? Örneğin bir araba sürüyorsunuz, gaza basıyorsunuz ve zamanda da frene basmaya çalışıyorsunuz. Arabanın tüm mekanizmasını bozarsınız ve kaza yapma ihtimaliniz büyüktür. Bunların ikisi bir arada yapılamaz. Eğer frene basıyorsanız gazı bırakın; artık itmeyin. Eğer gaza basıyorsanız freni itmeyin. İkisini bir arada yapmayın, yoksa tüm mekanizmayı bozarsınız; iki çelişkili şey yapıyorsunuzdur. Şevkinizle devam ediyor ve zihninizi durdurmaya mı çalışıyorsunuz? şevk hız yaratır; onun için hızı körükler, zihni frenlerseniz zihnin tüm mekanizmasını bozarsınız.

Ve zihin çok narin bir fenomendir, tüm varoluştaki en narin fenomen; bunun için aptallık yapmayın. Zihni durdurmanın hiç gereği yok. Diyorsunuz ki: ‘Sessizliği hiç deneyimlemedim ve neye tanık olursam çok kısa, anlık patlamalar halinde oluyor.’

Mutlu olun! Bunun bile müthiş önemi var. Bu anlık patlamalar sıradan patlamalar değil. Bunları öylesine almayın! Bu bir anlık görüşleri yaşamayan milyonlarca insan var yeryüzünde. Yaşayıp ölecekler, fakat tanık olmanın ne olduğunu bir an için bile bilmeyecekler. Siz mutlusunuz, talihlisiniz. Fakat minnet duymuyorsunuz. Eğer minnet duymazsanız bu anlık patlamalar kaybolur. Minnet duy – patlamalar büyür; minnetle her şey büyür.

Kutsandığınız için mutlu olun. Bu pozitiflikle her şey büyür. ‘Ve neye tanık olursam çok kısa oluyor.’ Bırakın kısa olsun! Eğer bir an için olabiliyorsa, oluyordur; onun tadını aldınız. Ve bu tatla yavaş yavaş bunun daha çok olduğu durumlar yaratmaya başlarsınız. ‘Zamanımı mı harcıyorum?’ Zamanızı harcayamazsınız, çünkü zamana sahip değilsiniz. Ancak sahip olduğunuz bir şeyi harcayabilirsiniz. Zamana sahip değilsiniz. Zaman zaten harca- nacak; ister meditasyon yapın, ister yapmayın zaman harcanacak. Zaman akıp gidiyor. Ne yaparsanız yapın – bir şey yapın ya da yapmayın – zaman geçiyor. Zamanı kazanamazsınız, öyleyse nasıl harcayabilirsiniz ki? Ancak kazanabildiğiniz bir şeyi harcayabilirsiniz. Zamana sahip değilsiniz.

Bunu Unutun!

Ve zamanı en iyi kullanmanızın yolu, bu küçük bakışları atmaktır; çünkü sadece tanık olma anları olan bu anların kazanıldığını ve diğer her şeyin boşa gittiğini anlayacaksınız. Kazandığınız para, kazandığınız prestij, kazandığınız saygı, hepsi de boşa gider. Sadece tanıklık patlamaları yaşadığınız bu birkaç an, sadece bu anlar kazanılır.

Bu yaşamı terk ettiğinizde sadece bu anlar sizinle birlikte gidecektir. Sadece bu anlar gidebilir, çünkü bu anlar sonsuzluğa aittir, zamana ait değillerdir. Fakat bu olduğu için kendinizi mutlu hissedin. Bu hep yavaş yavaş olur; damla damla büyük bir okyanus dolabilir. Damlalar halinde olur bu, fakat damlalarla okyanus gelir. Sadece bunu minnetle, kutlamayla şükranla kabul edin. Ve zihni durdurmaya çalışmayın Birakın zihin kendi hızında gitsin … siz izleyin.

Aşk Egodan Kurtulmaktır

Aşk Egodan Kurtulmaktır

Aşk, onun temel koşulu egoyu bırakmak olduğu için çok büyük bir cesarete ihtiyaç duyar. Ve insan, egosundan vazgeçmekten çok korkar.

Bu neredeyse intihar etmek gibi görünür.

Bu böyle gözükür çünkü biz egodan başka bir şey bilmiyoruz.

Ego bizim yegane kimliğimiz haline gelmiştir ve ondan vazgeçmek kesinlikle bireyselliğinden vazgeçiyorsun anlamı taşır. Bu doğru değildir; aslında gerçek olan tam tersidir: Egonu bırakmazsan kendi gerçek bireyselliğini bilemezsin.

Ego bir kandırmacadır; sahte, yanlış, uydurulmuş bir şeydir. O bırakıldığı an, sadece o zaman gerçeği görebilirsin. Aksi takdirde gerçek olmayan, gerçeği gizler. Gerçek olmayan, gerçeği, bulutların güneşi gizlediği gibi gizler.

Aşk egoyu bırakmayı gerektirir.

Böylelikle aşk, ilahi olana açılan bir kapıya dönüşür. Bir kişiyi sevmeye başlayabilirsin ama sonunda kişisel olmayanı sevmeye başlarsın.

Kişi tıpkı bir pencereye benzemeye başlar; sınırsız gökyüzüne doğru açılır. Ancak, insan egonun kurban edilmesi gerektiğinden emin olmalıdır.

İnsanlar aşk özlemi çekiyor ama aynı zamanda egolarına yapışıyorlar. Bu yüzden aşk asla bir gerçeklik halini alamıyor. Onlar aşk şerbetinin tadına bakmadan göçüp giderler.

Ve aşkı yaşamadığın sürece hayatı da yaşamamışsındır.

Hayatın anlamını kaçırmış olursun.